Anasayfa

TRANSLATE SITE

Mide Ülserinin Endoskopik Görünümü

Türkiye'de İlk Defa: Ameliyatsız Reflü Tedavisi / Uygulama Fotoğrafları

Gastroözofageal Reflü Tedavisinde Ameliyatsız (Endoskopik, Endolüminal (Lümen içi)) Teknikler 

Günümüze kadar, GERD tedavisi için önerilen endolüminal teknikler üç metoddan birisiyle primer olarak bozulmuş antireflü bariyerin bir komponenti olan alt özofageal sfinkterin (LES) sağlamlaştırılmasına odaklanmıştı:

1-Radyofrekans vererek termal doku remodelizasyonu

2-Nonabsorbabl materyalin enjeksiyon veya implantasyonu  

3-Endoskopik sütür tekniği ile LES seviyesinde özofageal doku plikasyonu
esophyx
(EsophyX FDA tarafından onaylanmış, CE belgesi almıştır. USA ve Avrupa Birliğinde kullanımı hızla artmaktadır. İstanbul'da sadece ve ilk defa tarafımızdan Baykent Cerrahi ve Tıp Merkezi'nde hizmetinize sunulmuştur. Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Veya 0-212-279 60 60 / 206 ya da 0-552-413 11 43 numaralı telefonlardan bilgi alınız.)
 

Esophyx Uygulama Videosu

Esophyx, son yıllarda cerrahinin gösterdiği en büyük gelişme olan "Natural Orifice Surgery", yani doğal açıklıkları kullanarak uygulanan cerrahi uygulamalarının mükemmel bir sonucudur. FDA onayı ve CE belgesi almıştır. ABD, Avusturya, Belçika, Danimarka, Fransa, Almanya, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Meksika, Hollanda, Güney Afrika, İspanya, Portekiz, İngiltere ve sonunda Türkiye'de de uygulanmaktadır. Hiatal herni ve reflü tedavisinde günümüzde altın standart olan Laparoskopik Nissen Fundoplikasyonuna endoskopik bir alternatif yaklaşımdır. En büyük avantajı, başarısızlık durumunda ameliyat şansının hala geçerli olmasıdır. Başarı oranları neredeyse ameliyata yakın olan bu yöntemin, Nissen'e göre en önemli üstünlükleri ise, ameliyat gerektirmeden uygulanması ve bozulmuş olan gastroözofageal valve doğal anatomiye en yakın formu kazandıran uygulama olmasıdır. Aşağıdaki videoda endoskopik reflü tedavisinde Esophyx uygulamasını izleyebilirsiniz. Uygulama hakkında bilgi ve randevu için Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir .


Endogastric Solutions reflünün ameliyatsız tedavisinde kullanılan yeni nesil ESOPHYX2 cihazını duyurdu!


altYeni nesil cihaz TIF2 prosedürünü daha iyi, daha hızlı ve daha kolay hale getiriyor.

Redwood City, CA (3 Aralık, 2008) — Natural Orifice Surgery (NOS) (doğal açıklıklardan girilerek, kesisiz ameliyat yöntemleri) alanının tanınan lideri EndoGastric Solutions (EGS), bugün EsophyX2 cihazının hazır olduğunu duyurdu. Reflü tedavisinde devrim niteliğindeki bu cihazın yeni versiyonu,  TIF2 (transoral incisionless fundoplication) (Ağız yoluyla kesisiz fundoplikasyon) denilen gelişmiş GERD (gastroözofageal reflü hastalığı) tedavi yöntemiyle sağlam ve gergin bir antireflü bariyeri oluşturulmasını kolaylaştırmaktadır.

Endogastric Solutions AR-GE sorumlusu Richard Romley “EsophyX2 dünya çapında 1000’e yakın TIF uygulamasının ve bizim cihazı geliştirerek daha iyi sonuçlar sağlama yönündeki araştırma ve geliştirme çabalarımızın bir ürünüdür.” Dedi. “Çoğu cerrahi prosedürde olduğu gibi, TIF’de sürekli bir evrimleşme halindedir. EsophyX2 TIF2 prosedürü ile sağlam bir valv oluşturmayı amaçlamaktadır ve inanıyoruz ki mükemmel hasta sonuçları oluşturacaktır. Bu yeni nesil cihaz çeşitli önemli geliştirmeler sunmaktadır. Yeniden tasarlanmış doku tutucu, hızlı yükleme sağlayan çoklu kartuş ve kolaylaştırılmış kontroller gibi..”

 

Reflü yemek borunuza neler yapar? Reflü özofajit gerçeği..

GASTROÖZOFAGEAL REFLÜ

Gastroözofageal reflü, asit nitelikteki mide içeriğinin özofagusa (yemek borusu) retrograd akımı , yani geri kaçışı olarak tarif edilebilir. Batılı ülkelerde gastroözofageal reflü hastalığı %10-30 sıklığındadır. Gastrik reflü yalnızca mide içeriğini değil aynı zamanda yetersiz pilordan geriye kaçabilen duodenal (ince barsaktaki) sıvıyı da içerebilir. Bu yüzden özofageal mukozaya hidroklorik asit, pepsin, safra tuzları ve pankreatik enzimlerden oluşan bir karışım etki eder. Gastroözofageal reflü her zaman bir hastalığı ifade etmez. Normal popülasyonda, reflü veya özofajit şikayeti olmayan insanlarda da aralıklı olarak ve hem dik hem de yatar pozisyonda reflü olabilir. Reflü özofajitin oluşumunda doku direnci, agresif faktörler ve savunma faktörleri olmak üzere üç ana faktör rol oynar.

A. Doku Direnci: Mide içerisini kaplayan çok katlı yassı epitel gastrik sıvıya çok duyarlıdır. Gastrik sıvıya karşı çok az tampon madde salgılaması, hidrojen iyonuna karşı geçirgen olmama özofagusun reflüye karşı direncini oluşturan doku faktörleridir.
B. Agresif Faktörler: Özofageal mukozada harabiyet, reflü materyalinin hem bileşimi hem de miktarı ile yakın ilişkilidir. Özofageal pH değerini 2.0’ın altına düşüren yeterli miktarda asit mukozada proteinlerin denaturasyonuna (çökmesine) neden olur. Özofagus mukozasında pepsin en fazla mukozal harabiyet yapan diğer etkendir. Ayrıca safra tuzları ve pankreatik enzimler de reflü özofajitte diğer etkenlerdir.
C. Savunma Faktörleri: Tükrük, aside karşı tampon olabilen bikarbonat ve antipeptik özellikleri olan sülfatlı polisakkaritlerden zengin olması nedeniyle koruyucu bir etkiye sahiptir.
Normal bireylerde, pozitif karın içi basınç bölgesinden negatif göğüs boşluğuna reflüyü önleyecek bir antireflü mekanizma vardır. Bunlar;
- Kardioözofageal açı
- Diafragmatik sıkıştırıcı valv mekanizması
- Diafragma ile yemek borusu arasındaki ligamentin etkisi
- Gastrik kıvrımların oluşturduğu mukozal rozet
- Özofagusun alt ucundaki basınç
- Alt özofageal sfinkter basıncı
Bir hiatal herni (mide fıtığı) olduğunda tüm bu koruyucu faktörler tamamen ters yönde çalışarak reflüyü önlemek yerine arttırabilirler. Her ne kadar alt özofageal sfinkter fonksiyonu ve basıncının en önemli faktör olduğu ileri sürülse de, normal veya yüksek alt özofageal sfinkter istirahat basınçlarında da reflü oluşumu ve antireflü cerrahi ile reflünün ortadan kaldırılması mekanik faktörlerin de önemli rolü olduğunu düşündürür.

Reflü klinikte kendini göğüs arkasında yanma ve regürjitasyon (mide içeriğinin ağza gelmesi) ile gösterir. Retrosternal yanma yatar pozisyonda artar ve antiasitlerle hemen geçer. Diğer semptomlar arasında intraabdominal basıncı arttıran hareketlerle şikayetlerin artması, sıvı aspirasyonuna bağlı gece öksürüğü ile birlikte ekşi-acı bir içeriğin ağza regürjitasyonu, hem katı hem de sıvı gıdada yutma güçlüğü sayılabilir.

Reflü özofajit, şiddetli reflü sonucu katı gıdalara karşı inatçı yutma güçlüğü sebebi olabilir ve bu durumda ısrarla yemek borusu darlığı aranmalıdır. Azalan beslenme sonucu kilo kaybı, özofajite sekonder özofageal spazm sonucu odinofaji (lokmayı yutarken ağrı duyulması), mukozal defektten kan kaybına bağlı demir eksikliği anemisi ve nadiren masif hemoraji (kanama) görülebilir.
Reflü özofajitte semptomların şiddeti; reflünün hacmi, eşlik ediyorsa hiatal herninin boyutu, reflünün endoskopik veya histolojik şiddetiyle uyumlu olmayabilir. Semptomların şiddeti daha çok destrüktif maddenin özofageal mukoza ile temas süresine bağlıdır.

Reflü hastalığı olanların %50'sinde komplikasyon gelişir. En sık görülenler özofajit, darlık oluşumu, Barret özofagus ve özofagus kısalmasıdır.
Reflü özofajit tanısı; dikkatli bir anamnez ve karakteristik reflü bulgularıyla kolayca konabilir. Uygun tedaviye hızlı yanıt da doğru tanıya götüren diğer bir özelliktir. Buna rağmen, primer özofageal motilite bozuklukları, kardiak, bilier ve gastroduodenal bozuklukların da sık sık reflü özofajit bulgularına benzer semptom vermeleri nedeniyle reflü özofajitle karışabilir. Tanı için kullanılan teknikler şunlardır:
- Fluoroskopili baryum özofagografisi-sineradyografisi
- Endoskopi
- Özofageal mukoza biyopsisi
- Özofageal manometri
- Özofageal pH monitörizasyonu (asit reflü testi ve asit klirens testi)
- Gastroözofageal sintiscan
Bu testler hastaların hepsinde pozitif sonuç vermeyecektir. Tanı için tüm sonuçların bileşimi göz önüne alınmalıdır.

Özetle reflü özofajit; gastrik içeriğin özofagus içine kaçması sonucu yanma, regurjitasyon, göğüs ağrısı ve yutma güçlüğü ile karakterize bir hastalıktır. Alt özofagus sfinkterinin yetersiz olması asit, pepsin ve safranın reflüsüne neden olur. En tipik belirtisi yemekten 30-60 dakika sonra oluşan ve uzanıp yatmakla başlayan veya artan yanma (pirozis)dır. Ayrıca regurjitasyon, tükrük salgısında artış, yutma güçlüğü ve yutma sonucu ağrı duyulması, hematemez, melena ve demir eksikliği anemisi görülebilir.
Reflü özofajit özofagus sfinkter yetmezliğine neden olan hiatus hernisi (fıtık), hamilelik, şişmanlık, tekrarlayan veya devamlı kusmalar ve nazogastrik tüplere bağlı olarak ortaya çıkabilir. Darlık ve özofajial ülser en sık görülen komplikasyonlardır. Uzun vadede Barrett özofagus dediğimiz yemek borusu alt ucu mukozal değişiklikleri ve düşük olasılıkla da olsa, buradan yemek borusu kanseri gelişmesi riskler arasındadır. Reflü özofajitin sınıflandırmasında iki sistem vardır:

Savary-Miller Sınıflaması:
Grade I: Yalnızca bir uzunlamasına mukoza pilisi üzerinde oval veya lineer tek bir eroziv veya eksüdatif lezyon.



Reflü’de “Esophyx” yöntemiyle ameliyata son

Reflü hastalığının tedavisinde, açık ya da kapalı cerrahi yöntemlerin dışında ağız yoluyla gerçekleştirilen, kesi gerektirmeyen ve hastanın bir gün içinde taburcu olmasına olanak sağlayan “Esophyx” yöntemi, artık Türkiye’de de uygulanmaya başlandı. (Sitemizdeki diğer Esophyx haberleri için tıklayınız.)

Bayındır Sağlık Grubuna bağlı Bayek Cerrahi ve Tıp Merkezi hekimlerinden Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Murat Üstün, AA muhabirine yaptığı açıklamada, mide asidinin, yemek borusu ve solunum yollarına geri kaçmasının “reflü” hastalığı olarak tanımlandığını hatırlattı.

Reflünün, prematüre bebeklerden erişkinlere kadar her yaş grubunda görülebildiğini ifade eden Üstün, “Yemek borusunun alt ucunun geçici gevşemesinin neden olduğu reflü hastalığını, mide boşalmasında gecikme, beslenme alışkanlıkları, helicobacter pylori enfeksiyonu, genetik ve alkol, tütün, kafeinli içecekler, acılı gıdalar gibi beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite, solunum hastalıkları, uyku bozuklukları, aşırı kilo, karın içi basıncının artışı gibi nedenler etkilemektedir” dedi.

Üstün, Türkiye’de yaklaşık 8-9 milyon kişinin reflü hastası olduğunu belirterek, hastalığın yemek borusu mukozasında hasar yaratarak bölgeyi kanserojen maddelere açık hale getirdiğini ve ilerleyen dönemlerde kanser riskini arttığını söyledi.

“KESİ GEREKTİRMİYOR”
İlaç tedavisi alan hastalarda iyileşme görülmediğinde cerrahi girişimin yapılabileceğini dile getiren Üstün, reflünün artık ameliyatsız da tedavi edilebildiğini kaydetti.

Üstün, son yıllarda geliştirilen, endoskopik bir uygulama olan ve “Esophyx” diye adlandırılan teknikle reflü tedavisinde oldukça başarılı sonuçlar alındığını belirterek, “ Tedavi artık Türkiye’de de uygulanmaya başlandı. İstanbul’da ilk Bayek Cerrahi ve Tıp Merkezi’nde uygulandı. Ankara’da da birkaç merkezin uygulamalara başlama hazırlığı yaptığını biliyoruz. Türk Gastroenteroloji Derneği uygulamanın üniversitelerde başlatılması konusunda çalışma yürütmektedir. Esophyx, henüz devlet hastanelerinde uygulanmamaktadır” diye konuştu.


Esophyx tekniğinin, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) onayına sahip olduğunu ve sık uygulandığını vurgulayan Üstün, “Esophyx, reflü tedavisi cerrahi ve ilaç tedavi yaklaşımlarına bir alternatiftir. Cerrahi ile kıyaslandığında çok daha minimal girişim olması ve anatomik onarım sağlaması sayesinde reflü hastaların tedavisinde hızla yayılmaktadır” diye konuştu.

Üstün, Esophyx yönteminin ağız yoluyla gerçekleştirildiği, kesi gerektirmediğini ve genel anestezi altında uygulandığını ifade ederek, yöntemi şöyle anlattı:
“Hasta hiç ağrı duymuyor. ’Endoskop’ adı verilen, ucunda kamera ve ışık kaynağı olan ince cihaz aracılığıyla Esophyx direk görüş altında mideye kadar indiriliyor. Sonra aletin ucu yukarıya döndürülerek, reflüye yol açan kapak yetmezliğinin olduğu bölge görüntüleniyor. Gevşekliğin durumuna göre 12 ile 16 adet doku yaklaştırıcı dikişler konuluyor. Bu işlem tamamen otomatik hale getirilmiş Esophyx sayesinde hızlı ve kolay bir şekilde gerçekleştiriliyor. Çok düşük komplikasyon riskleri ile tedavi yaklaşık 45 dakikada tamamlanıyor.” Üstün, Esophyx tekniğinin başarı oranının ameliyata yakın olduğunu, başarısızlık durumunda ise cerrahi şansının hala geçerli olduğunu vurgulayarak, “Yöntemin en önemli üstünlüklerinden bir diğeri ise bozulmuş doğal anatomiyi, doğala en yakın şekilde düzelten uygulama olmasıdır” dedi.

“İLAÇ TEDAVİSİ TAM BİR ÇÖZÜM SUNMAMAKTADIR”
Üstün, “ilaç tedavisinin, sadece kullanıldığı sürece etkili olduğunu, ömür boyu ilaç kullanılmasını zorunlu kıldığını ve reflüyü tedavi etmeyip, sadece geriye kaçan sıvıdaki asidi azaltarak şikayetleri geçici olarak tedavi ettiği için tam bir çözüm sunmadığını” ifade ederek, şöyle devam etti:

“Geçerli cerrahi tedavi olan kapalı ameliyatta ise küçük de olsa karında 4-5 adet kesi yapılmakta ve kanama ile iç organ zedelenmesine zemin hazırlanabilmektedir. Bölgenin anatomik yapısı da tamamen bozulmaktadır. Ameliyat süresince ve sonrasında hastalar oldukça ciddi komplikasyon riskleri ile karşı karşıyadır. Hastalar, en az 7-10 gün normal yaşamlarına dönememekte, çoğu zaman ameliyat sonrası şikayetler haftalar, hatta aylarca sürebilmektedir.

Esophyx yönteminde ise sadece 1 gün hastanede yatan hasta, 2-3 gün içinde normal yaşam düzenine dönmektedir. Dolayısı ile 2 santimetreden büyük mide fıtığı olmayan kronik reflü hasta grubunda Esophyx seçilmesi gereken tedavi alternatifidir. Geniş mide fıtığı olan olgularda ise laparoskopik ameliyat hala geçerli yöntemdir.”

“MANTIKLI BİR YÖNTEM”

Türk Gastroenteroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Sedat Boyacıoğlu da geçtiğimiz Mart ayında Streasburg’ta “Esophyx” ile ilgili eğitim aldığını belirterek, “Domuzlarda uyguladım. Mantıklı bir yöntem” dedi. Yöntemin mutlaka uzman hekim tarafından ve ameliyathanede yapılması gerektiğini vurgulayan Boyacıoğlu, şunları kaydetti:
“Reflü ameliyatlarının aksine vücutta kalıcı değişiklik yaratmıyor. Tedavinin başarı şansı yüzde 70. Uzun yıllar ilaç kullanılmasının önüne geçilebiliyor.
Dünyada şimdilik bin ABD ve bin Avrupa olmak üzere toplam 2 bin hastada uygulandı. İki hastada yemek borusunda yırtık olmuş. Bunun dışında başka bir bildirim yok.”

KAYNAK: Cumhuriyet, Milliyet

14. IFSO Uluslararası Obezite Cerrahisi Kongresi'nden Makaleler: Mide Balonu Kilo Kontrolünde Etkilidir

 İntragastrik Balonlar Obez Olmayan Hastalarda Kilo Kontrolünde Etkili Bir Yöntemdir

Gustavo L.Carvalho, Moacir de Novaes L.Ferreira, Carlos Eduardo Moraes

BMI değeri 30’un altında olan fazla kilolu kişiler için pek çok klinik tedavi yöntemi denenmiştir. Çoğu zaman bu hastalarda Orlistat, Sibutramine ve daha güncel olarak Rimonabant gibi ilaçlar kullanılmaktadır.  Bu ilaçların bazen ciddi olabilen gastrointestinal, dolaşımsal, metabolik ve psikolojik yan etkileri saptanmıştır. Örneğin büyük umutlarla piyasaya çıkan Rimonabant’ın depresyona yol açtığı için yasaklanması gündemdedir. 

Günümüzde silikon intragastrik balonların bu non-obez hasta grubunda güvenle kullanılabileceği klinik denemelerle kanıtlanmıştır. Bu yazıda, henüz yayınlanmayan ve silikon intragastrik balonun sadece fazla kilolu, nonobez kişilerde kullanımı ile ilgili bir çalışmanın sonuçları sunulacaktır.

Haziran 2006’dan Nisan 2009’a kadar 254 hasta iki değişik merkezde Silimed Gastrik balonla tedaviye alınmıştır. Bu hastalardan, bu çalışmaya dahil edilen 45’inin BMI değeri 30’un altındadır. Tüm balonlar ofis şartlarında güvenle yerleştirilmiş ve çıkarılmıştır. Genel anestezi gerekli olmamıştır. Tüm hastalar işlemden sonra 1 saatten az sürede klinikten taburcu edilmişlerdir.

6 aylık tedaviyi tamamlayan 21 hastada, tedaviden önceki kilo 76.4 +/- 9.9 kg, tedaviden sonra ise 66.8 +/- 4.2 kg’dır. Tedaviden önceki BMI ortalaması 27.8 iken, tedaviden sonra 24.9’dur.

Komplikasyon olarak ciddi kusma 5 vakada (% 12.8), uygulamanın ilk günü bulantı 39 vakada (% 86.7), yetersiz kilo kaybı 1 hastada (% 2.6) ve kendiliğinden sönme 1 vakada (% 2.6) gözlenmiştir.

İlk veriler, silikon intragastrik balon prosedürünün non-obez hastalarda kilo kontrolünde uygun kullanım endikasyonu şartıyla, medikal tedaviye etkili bir alternatif olduğunu düşündürmektedir.

 Çeviri: Op.Dr.Murat Üstün / Ancak kaynak belirtilerek ve link verilerek alıntı yapılabilir.

Telif Hakkı © 2010 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.
 

Ziyaretçi Sayımız

Bugün631
Dün644
Bu Hafta631
Bu Ay9407
TOPLAM697452

Online Doktor Destek

Kimler Sitede